
Dil, sadece kavramlardan ve kurallardan oluşmaz; aynı zamanda etrafımızdaki dünyanın bir yankısıdır. Doğadaki seslerin, nesnelerin çıkardığı gürültülerin veya canlıların seslerinin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklere yansıma (onomatope) sözcükler diyoruz.
Yansıma sözcükler, dilin en ilkel ve en canlı katmanıdır. Bir derenin akarken çıkardığı “şırıl şırıl” sesi, rüzgarın “uğultusu” ya da bir kağıdın “hışırtısı”, aslında doğanın kendi dilini bizim kelime dağarcığımıza emanet etmesidir. Bu sözcükler sayesinde anlattığımız olaylar daha renkli, daha canlı ve daha işitilebilir hale gelir.
İlginç olan şudur ki; doğadaki ses aynı olsa da, her dil bu sesi kendi süzgecinden geçirerek farklı şekilde isimlendirir. Yansıma sözcükler diller arasındaki kültürel farkları ve benzerlikleri harika bir biçimde yansıtır. Türk dili yansıma sözcükler bakımından oldukça zengindir. Patlama sesi için “pat”, bir şeyin suya düşmesi için “cup” veya horozun ötüşü için “üürüü-üüü” gibi çok karakteristik sözcük Türk dilinde yer almaktadır. İspanyolcada sesler daha ritmik bir hal alır. Örneğin, bir köpeğin havlaması Türkçede “hav hav” iken, İspanyolcada “guau guau” şeklindedir. Kapı çalma sesi ise -Türkçede tık tık- İspanyolcada genellikle “toc toc” olarak karşımıza çıkar.
Hazırladığımız etkinlikte, bu üç farklı dilin (Türkçe, İspanyolca ve Lehçe) doğadaki sesleri nasıl kelimelere döktüğünü inceledik. Aynı sesin farklı coğrafyalarda nasıl farklı “yankılandığını” görmek şaşırtıcı bir deneyim oldu. Dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda doğayı taklit eden muazzam bir sanat olduğunu hep birlikte keşfettik.
Görseller ve Ses Dosyaları Aşağıda Yer Almaktadır







